O güne bir hafta öncesinden hazırlanmaya başladım. Ama hazırlık derken kastettiğim şey tıbbi hazırlık değil, psikolojik hazırlıktı. Tıbbi tarafın büyük kısmı zaten takvime bağlanmıştı.
Günden önceki akşam eşimle birlikte çantamı hazırladım. İçine rahat bir pantolon, çorap, iki su şişesi, şekerli bir atıştırmalık, telefonumun şarj kablosu ve bir kitap koydum. Kitabı açmayacağımı biliyordum ama yanımda olması bile bir güven hissi veriyordu. Eşim “Ben de bir şeyler koyayım çantana” dedi ve kendi tarafından küçük bir not yazdı, katlayıp en alta yerleştirdi. Notu o gün değil, birkaç gün sonra buldum.
Sabah saatleri sessizdi. Kahvaltı yapmayacağım için mutfağa bile inmedik. Evden çıkarken kapıda duraksadım. O anda fark ettim ki haftalardır yürüdüğüm yolun en görünür noktasındaydım. Arabada eşim benimle çok konuşmadı, sadece arada elimi tutuyordu. Bu sessiz dayanışma bana yeterliydi.
Bekleme odasında tanımadığım insanlarla aynı ortamdaydım. Kimse birbirine bakmıyordu ama kimse de yabancı hissetmiyordu. Garip bir ortaklık vardı. İçeri çağrıldığımda eşimin elini bıraktım. Kapının önünde bana gülümsedi; ben de ona gülümsedim. Bu kısa jestin o sabahki en güçlü anı olduğunu söyleyebilirim.
İşlem sonrası uyandığımda biraz kafam bulanıktı. Hemşire nazik bir sesle bana su getirdi. Yavaş yavaş kendime geldim. Birkaç saat dinlendikten sonra eşimle birlikte eve döndük. Yolda fazla konuşmadık. O gün ben ne konuşacak güçteydim ne de sessizlikten rahatsızdım. Bazı günler sadece “geçmek” için vardır ve bu gün onlardan biriydi.
Eve gelir gelmez üstümü değiştirip yatağa uzandım. Eşim battaniyemi getirdi, yatağın yanındaki masaya su şişesi, bir muz ve telefonumu koydu. “Ben salondayım, bir şey istersen seslen” dedi ve odadan çıktı. Bu “yanınızdayım ama üstünüze gelmiyorum” tavrı, bütün gün içinde bana en iyi gelen şeydi.
Öğleden sonra hafif bir uyku çektim. Uyandığımda hafif bir karın gerginliğim vardı ama bu beklediğim bir şeydi. Doktorun önceden tarif ettiği sınırlar içinde kaldı. Yavaşça mutfağa indim, sıcak bir çorba içtim. O sıcaklık, bir battaniye gibi içime yayıldı.
Akşama doğru eşim yanıma oturdu. “Bugün bitti” dedi. Sadece bu. Ama bu iki kelime o gün benim için bir kapanıştı. Bir sonraki aşamayı düşünmeyecektim o gece. Sadece bu günü tamamlayacaktım.
Güneşin batışını yatak odasının penceresinden izledim. Aklımdan şu geçti: Süreç içinde bazı günler büyüktür. Bu büyüklüğü küçültmek için değil, ona saygı duymak için kendimize zaman tanımalıyız.
Ertesi gün daha iyiydim. Ama o güne dair en çok hatırladığım şey, eşimin yazdığı küçük nottu. Bulduğumda birkaç kez okudum. Detayını burada paylaşmayacağım çünkü bazı şeyler iki kişi arasında kalır. Ama şunu söyleyebilirim: Bu tür günlerde bir çift olarak birbirinize bıraktığınız küçük iz, sonradan sürecin en taşınabilir parçası oluyor. Benim açımdan değerli bir gündü, sonuçtan bağımsız olarak.