Evlendiğimizin ikinci yılında çocuğumuz olmayınca önce eşim tahlil verdi, her şey normaldi. Sıra bendeydi. Sperm tahlilini verirken laboratuvardaki odayı, dergileri, duvardaki saatin sesini hâlâ hatırlıyorum. Sonuç elime geldiğinde anlamadım bile; 'azoospermi' yazıyordu. İnternete yazdığımda dizlerim titredi. İkinci tahlil sekiz hafta sonra tekrarlandı ve aynı sonucu verince üroloğa gittik. FSH'm 22 mIU/ml ile yüksekti, LH 11, testosteronum düşük-normal sınırdaydı. Fizik muayenede testis hacmim normalin altındaydı, 10 ml civarı. Genetik test yapıldı, Y kromozom mikrodelesyonu çıkmadı, karyotip 46,XY normaldi, kistik fibroz taşıyıcılığı da negatifti. Doktor 'non-obstrüktif azoospermi' dedi ve mikro-TESE önerdi. Başarı şansını yüzde kırk ile altmış arasında ifade etti, hiçbir garanti vermedi.
Eşim inanılmaz destek oldu. 'Sen benim eşimsin, baba olup olmamak bunun üzerinde değil' demişti. Ama içten içe biliyordum ki ikimiz de çocuk istiyorduk ve bu yük bende hissediliyordu. Birkaç hafta psikoloğa gittim, erkeklik ve kimlik üzerine konuşmalar yaptık. Kıbrıs'ta deneyimli bir androlog bulduk. Ameliyat öncesi üç ay boyunca FSH (rekombinant) ve HCG kombinasyonuyla hormonal hazırlık yapıldı; amaç spermatogenezi uyarmak idi. Bu süre zor geçti; haftada iki iğne, dalgalı ruh hali, testis hassasiyeti, kendimi yetersiz hissettiğim günler çoktu. Eşim her enjeksiyonda yanımdaydı, bazen iğneyi kendisi yapardı.
Mikro-TESE günü eşimin yumurta toplama günüyle senkronize edilmişti. Eşim sabah erken anestezi almış, ben kahvaltıyı atlamış, ikimiz aynı hastanede farklı odalarda hazırlanmıştık. Ben genel anestezi ile ameliyata alındım. Mikrocerrahi ile testisin ince ince taranması yaklaşık üç saat sürmüş. Uyandığımda doktor yüzüme bakıp gülümsedi ve 'bulduk' dedi. O anı hiç unutmayacağım. Test tüpünde az ama kullanılabilir sperm bulunmuştu. Eşimin o sabah toplanan yumurtalarına aynı gün ICSI yapıldı. Eşimin elini tuttuğumda 'bir yolu bulduk' dedim.
On iki yumurtanın sekizine sperm enjekte edildi, altısı döllendi. Üçüncü günde dört embriyo gelişiyordu, beşinci günde iki iyi kalite blastosist elde edildi. Diğer embriyolar tutunamadı, bu da bekleniyordu. Taze transfer planlanmıyordu, çünkü eşimin östradiolü yüksekti ve endometriumun dinlenmesi gerekiyordu. Freeze-all ile bir ay sonra hormonlu FET yapıldı. Eşim östrojen ve progesteron ile hazırlandı, endometriumu 9,1 mm'ye ulaştı. Embriyo transferi sırasında odada eşimin elini tutarken gözyaşlarımı saklayamadım. O güne kadar erkek olarak hiç o kadar savunmasız hissetmemiştim. Doktor tek embriyo yerleştirdi, diğeri dondurulu kaldı.
Beta hCG 89 geldi, ikincisi 196, üçüncüsü 420. Gebelik başladı. Yedinci haftada kalp atışını görünce eşim ile birlikte annemi aradık, dakikalarca ağladık. Onuncu haftada ikili test, on altıncı haftada üçlü, yirminci haftada anomali taraması; hepsi temiz. 28. haftada eşimin kan basıncı yükseldi, preeklampsi riski için hastaneye yattık, bu dönem çok gergin geçti. İki gün magnezyum sülfat aldı, kan basıncı kontrol altına alındı ama artık düzenli takip gerekliydi. 36. haftada sezaryenle oğlumuz dünyaya geldi, 2.480 gram. Kısa süre kuvözde kaldı ama ciddi sorun olmadı. Onu ilk kucakladığımda parmaklarını saydım, 'benim de baban var' diye fısıldadım. Dış dünyada anlamlandıramadığım ama içimde parçalanmış bir şey o an yerine oturdu.
Bugün erkek arkadaşlarıma söylüyorum; sperm tahlili vermek utanılacak bir şey değil. Azoospermi son değil, sadece farklı bir yol. Mikro-TESE herkeste sperm bulamıyor, doktorum bunu en başından söylemişti ve ben şanslıydım. Ameliyat sonrası testosteronum da bir süre düştü, iki yıl sonunda kontrol ediyorum hâlâ normal aralığın altında ama destek gerekmiyor şimdilik. Başarısız olsaydı donör sperm seçeneğini konuşmuştuk, eşim bu konuda daha önce hazırdı. Ama en önemli şey, eşimle birlikte bu yolu yürümek oldu. Erkek faktörü ikilinin birlikte yaşadığı bir süreçtir.