Otuz yedi yaşımdayım. Geçen yıl, evlendiğimiz ikinci yıl. Çocuk planımız üç yıl sonraydı çünkü doktora yeni atanmıştım, kariyerimi bir yere oturtmak istiyordum. Bedenimin de aynı planı yapacağını sanmıştım. Otuz beş yaşına kadar adetlerim düzenliydi, otuz altıda biraz seyrekleşmişti ama 'iş stresidir' dedik. Otuz yedi yaşına geldiğimde adetim üç ay üst üste gelmedi.
Adetim Mart'ta gelmedi. Nisan'da da gelmedi. Mayıs ortasında gebelik testine baktım: negatif. İçimde garip bir önsezi vardı. Bir kadın doğum hocasından randevu aldım. AMH ve FSH baktırdı: AMH 0.08, FSH 62. Sayılar kafamda anlam kazanmadı, doktor 'erken yumurtalık yetmezliği, prematüre menopoza yakın bir tablo' deyince anladım. Aklımdan ne geçtiğini söyleyemem; bir an her şey sessizleşti, klimanın sesi bile kayboldu sanki.
İlk on dakika, muayenehanede sandalyenin üstünde, hareketsiz oturdum. Doktor sessizce bekledi. Sonra, 'doğal gebelik şansınız çok düşük, ama imkânsız değil. Yumurta bağışıyla tüp bebek tedavisi yüksek başarı şansı sağlar' dedi. Bağış kelimesi, evlilik öncesinde hiç düşünmediğim bir kavramdı. Eve gittim, eşime anlattım. Önce o sustu, sonra ben sustum. O gece, mutfakta, çayımız soğurken birbirimize ilk kez 'belki çocuksuz bir ömür de güzeldir' dedik. Söyledikten sonra ikimiz de ağladık. Çünkü o cümleyi söylemek bile, bir özlemin teslim olması gibiydi.
İki ay araştırma yaptık. Üreme endokrinoloğu, psikolog, nadiren konuştuğumuz arkadaşlarımız. Yumurta bağışı bize tıbbi olarak en mantıklı yoldu, ama duygusal olarak sindirebilmek zaman aldı. Genetik bağ olmaması fikri, başlangıçta bana çok ağır geldi. Annem ve babam beni 'genetik bir mucize' diye anardı, ben kız kardeşime 'aynen sen olmuşsun' demiştim. Şimdi kendi çocuğum için, başka bir kadının yumurtasının taşıyıcısı olmayı düşünüyordum. Üç ay sonra, bir merkezde ikinci görüşümüze gittik. Doktor, kendi yumurtalarımla bir 'mini deneme' yapmayı önerdi. Şansı düşüktü ama eğer bir yumurta toplanabilirse, onu da kullanabilirdik. Tedaviye girdik. Stimülasyon ilaçlarına neredeyse hiç yanıt vermedim. İki minik folikül büyüdü, yumurta toplama gününde sadece bir tane elde edildi. O da fertilizasyon sonrası tutmadı. Tahmin ediyorduk ama yine de çok ağladım. Çünkü o tek yumurta, kendi bedenimden gelen son 'belki' idi.
Şimdi bağış sürecine giriyoruz. Donör seçimi yaptık, hukuki onam formlarını imzaladık, bir sonraki regl sonrası transferimiz olacak. Hâlâ kendi yumurtamla bir gün doğal gebelik kalsa diye bir şey hayal ediyorum bazen, ama o hayal artık beni yormuyor. Çünkü annelik, biyolojinin tek tanımı değilmiş. Bedenimde dokuz ay taşıyacağım o bebek, kromozomlarımı taşımayacak ama kalbimi taşıyacak.
Erken menopoz tanısı alan kadınlara söylemek istediğim tek şey: yas tutmaya hakkınız var. Birkaç ay süren, dipsiz hisseden bir yas. Sonra yavaşça, kararı yürüyebilen bir bedene dönüşüyorsunuz. Bir psikoterapist desteği bu süreçte çok değerli olabilir; ben dört ay haftada bir görüştüm, kararımın 'mecburiyet' değil 'seçim' olarak içselleşmesinde bana o seans saatleri yardım etti. Ben hâlâ yürümeyi öğreniyorum. Ama yola çıktım.