Otuz beş yaşımdayım. Tüp bebek tedavimiz, üç buçuk yıl sonunda dördüncü transferde başarılı oldu. Beta pozitif geldi, gebeliğim ilk yarısı sorunsuz geçti. Yirmi dördüncü haftada anomali taramasında her şey normaldi.
Otuz ikinci hafta, bir Salı sabahı, evdeki banyoda kanama gördüm. Telefonu açtım, kadın doğum hocama bildirdim. 'Hemen hastaneye gel' dedi. Eşim işteydi, ablam beni hastaneye götürdü. Yolda suyum geldi.
Acil servise vardığımızda CTG (kalp atışı izlemi) takıldı, monitörde bebeğimin kalp atışı düşmüştü. Kadın doğum hocam telefonla 'sezaryen, hemen' dedi. Yarım saat içinde ameliyata alındım. Eşim ameliyathaneye geldiğinde ben jenerik anestezi altındaydım, oğlumu kucağına vermek mümkün olmadı çünkü o hemen kuvözlere alındı.
Uyandığımda, yatakta tek başınaydım, eşim oğlanın yanında. İki saat sonra, beni tekerlekli sandalyeyle yenidoğan yoğun bakım ünitesine götürdüler. Oğlumu camın arkasından gördüm: 1640 gram, oksijen maskesi, monitörlere bağlı, kuvözde. Eşim yanımdaydı, ikimiz de ağladık.
O an, hayatımın en uzun geceleri başladı. 38 gün yoğun bakımda kaldı. İlk üç gün solunum desteğindeydi. Beslenme yedinci günde başladı, başlangıçta nazogastrik tüpten az miktar süt verildi. Ben de hastanenin ana sütü için bir odada her üç saatte bir süt sağdım, 24 saat boyunca. İlk ay, eve gidip yatamadım, ailem yardım etti, eşim her gün hastane-ev arası gidip geldi.
Oğlum 14. günde solunum desteğinden çıktı. 22. günde ben onu ilk kez kucağıma aldım. O an, doğum salonunda kuçaklayamadığım o ilk anı, telafi etti.
- günde, 2150 gramda, kuvözden çıktı. Bir hafta sonra eve geldik. Eve ilk geldiği gece, yatakta birlikte uyandık, ben ona meme verdim, o emdi, ikimiz de huzurdan ağladık.
Şu an oğlum sekiz aylık, gelişimi çok iyi. Düzeltilmiş yaşa göre değerlendirildiğinde, normal sınırlarda. Konuşmaya başlıyor.
Erken doğum hikâyemi paylaşmak istedim çünkü tüp bebek tedavisi sonrası, ikiz veya tek bebek olsun, erken doğum riski genel popülasyondan biraz daha yüksek olabilir. Bu, herkesin başına gelmez, ama olabilirlik var. Ben bilseydim, daha iyi hazırlanırdım. Üç şey öneriyorum:
Gebeliğin ortasında, yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneyi seçin. Bizim hastanemizin yoğun bakım ünitesi vardı, eğer olmasaydı, oğlumu başka hastaneye sevk etmek zorunda kalacaktık.
Süt sağma pompası, vakum cihazı, bebek izlem cihazı gibi ekipmanları gebeliğin sonuna kadar değil, otuz iki haftaya kadar hazır edin. Ben pompayı 36. haftada almayı planlamıştım, son anda eczaneden alındı.
Aile desteğini önceden organize edin. İlk altı hafta, sadece tedavi sırasında yardım istemeyin, doğum sonrası içinde de planlayın. Anne, kız kardeş, kayınvalide, kim olursa.
Erken doğum, anne-baba olmaya 'farklı' bir başlangıç. Ben ilk üç haftayı oğlumdan ayrı geçirdim. Ama o üç hafta, anneliğin başlamadığı bir aralık değildi; başka bir biçimde başladığı bir aralıktı. Hastane camlarının arkasından da sevilebilir, sevdiğim kadar başka şekilde sevemezdim belki.
Erken doğum riski ile karşılaşabilecek tüp bebek annelerine son birkaç pratik öneri: birincisi, gebeliğin 24. haftasından itibaren çantanızda hastane çantasının küçük bir versiyonunu hep hazır bulundurun (kimlik, sigorta kartı, telefon şarjı, bir gecelik); benim kanama gece geldi, ablam beni alıp götürdü, ama önceden hazırladığım çantam bana zaman kazandırdı. İkincisi, anne sütü için sağma pompası gebeliğin ortasına kadar evde olsun; pompa olmadan yenidoğan yoğun bakımda bebeğinize süt ulaştırmak çok zor. Üçüncüsü, eşinizle veya yakın aile üyenizle 'yoğun bakım nöbeti planı' yapın; ilk hafta hastanede en azından bir kişi 24 saat olmalı. Dördüncüsü, kendinize iyileşme zamanı tanıyın; ben sezaryen sonrası dikiş yerlerimi gözardı ettim, oğluma yetişmek için fazla yürüdüm, sonradan komplikasyon yaşadım. Beşincisi, prematüre bebek ailesine destek olan dernekler ve online gruplar var; o yalnız hissettiren günlerde, aynı yolu yürümüş başka annelerin paylaşımları çok değerli. Anneliğin doğum salonunda başlamadığı bu yolda, bekleme odalarında geçen dakikalar da sevdim, sevdim, sevdim diye dolu.