Transferden sonraki 14 gün benim için bir varlık biçimine döndü. Günler değil, onların her saniyesi. İlk beş günde nispeten sakindim — ne de olsa vücudumda henüz pek bir şey olmamıştı. Altıncı günden itibaren her belirti yeni bir sorgulama oldu: kramp mı var? Göğüs hassasiyeti mi? Bulantı? Hayır, bugün yoktu, neden?
İnternete girmemeye çalıştım. Bu dönemde "erken gebelik belirtileri" diye arattığım kadar hiçbir konuda arama yapmamıştım. Her seferinde başka bir hikaye, başka bir deneyim. Birileri 5. günde beta pozitif olmuş, birileri 12. günde negatif olmuş ama sonra pozitiflik. Bu belirsizlik daha da kötüleştiriyordu durumu.
Eşim bana yardımcı olmaya çalışıyordu. Akşamları eve geldiğinde dikkatimi başka yerlere çekmeye uğraşıyordu — film, yemek, arkadaş ziyaretleri. Birinde bana, "Bu 14 gün geçsin, sonuç ne olursa olsun geçmiş olacak" dedi. Bu sözler o dönem benim için bir çıpa oldu.
-
günde tuvalette pembe lekelenme gördüm. O an kalbim çarpmaya başladı, elim titredi. Eşimi aradım. "İmplantasyon kanaması olabilir" dedi, "sakin ol". Kliniği aradım — hemşire de aynı şeyi söyledi. Ama ben içimde hâlâ endişeliydim. O gece uyku gelmedi. Sabah kalktığımda kanama tamamen durmuştu. Belki gerçekten implantasyon olmuştu.
-
gün, 11. gün, 12. gün... Her sabah uyanıyorum, bir belirti aranıyorum. Bazen bulduğumu sanıyorum, bazen hiç. Bu tutarsızlık beni çılgına çeviriyor. 13. günde hafif bulantım vardı, yemekten hoşlanmadım. Bu gerçek miydi yoksa uyarı mı? Bilmiyordum.
-
gün sabahı saat 7'de kalktım. Kan vermek için saat 8'de kliniğe gittim. Eşim yanımdaydı. Koltuktaki iğne küçücükti ama o an bana bir kanser testi gibi hissettirdi. Hemşire, "Sonuç öğleden sonra gelecek" dedi. O dört saat hayatımın en uzun saatleri oldu.
Eve döndük. Yatağa uzandım. Telefona bakmak istemedim ama bakmaktan da kendimi alamadım. Mesajlar, sosyal medya, dikkatimi dağıtmak için her şey denedim. Saat 13'te telefon çaldı. Kliniğin numarasıydı.
Cevap verdim. Hemşirenin sesini hatırlayamıyorum bile şu an. Sadece bir kelimeyi: "Pozitif". Değer 186 mIU/mL'ymiş. Eşim yan odada çalışıyordu. Telefonu kapattım, hâlâ oturuyordum. Eşimin adını çağırdım. Geldiğinde sadece başımı salladım. Anladı. Ben ağlıyordum, o da ağlıyordu. Şimdi geri dönüp baktığımda o an 14 günün hediyesiydi sanki — tüm o belirsizlik birden anlam kazanmıştı.
Ama bitmedi. Çünkü bir pozitif beta sadece bir başlangıç. 48 saat sonra ikinci beta: 412. Normal artış. Ondan sonra 5 hafta 3 gün ultrasonu, kese ve yolk sac görüldü. 6 hafta 4 günde kalp atışı ilk defa duyuldu. Her birinde yeni bir bekleyiş. Ama hiçbiri 14 günlük o ilk bekleyiş kadar sessiz ve karanlık değildi.
Şu an 13. haftaya yaklaşıyorum. İlk trimester taramaları iyi geçti. Henüz kimseye söylemedik, aile dışında. Ama ben bu hikayeyi yazıyorum çünkü belki başka birileri de 14 günün ortasında, bir belirti arıyor olacak. Onlara şunu söylemek isterim: belirtilerin olması veya olmaması çok az şey söyler. Yalnızca beta-hCG testi kesin konuşur. Kendinize eziyet etmeyin.
Ayrıca — sonuç ne olursa olsun, o 14 günün sonunda, kendinize dair bir şey öğrenmiş olacaksınız. Ben öğrendim ki belirsizlikle yaşayabilirim. Korkmadım değil, ama yaşadım. Bu bile bir başarıdır.