Eşimle yedi yıldır evliyim. İlk yıllarda çocuk konusunu çok konuşmuyorduk, ikimizin de kariyeri öndeydi. Otuz yaşıma geldiğimde saat çaldı, denemeye başladık. İki yıl doğal yolla olmayınca tetkikler yapıldı. Benim AMH 3.1, sikluslar düzenli, tüpler açık. Eşimin ilk spermiyogramında hiç sperm yoktu. Yanlış çıkmış olabilir, üç hafta sonra ikinci örnek, yine sıfır. Azospermi tanısı konuldu.
Ürologu gördük. FSH'si 22, testisler küçük ve yumuşaktı. Genetik testte Y kromozomunda AZFa mikrodelesyonu vardı. Bu bulgu mikro-TESE başarı oranının çok düşük olduğu bir tabloydu. Yine de denedik. Üç saat süren mikro-TESE ameliyatında embriyoloji ekibi titizce tarama yaptı ve hiç sperm bulunamadı. SCO sendromu (Sertoli Cell Only) raporu geldi.
O ameliyat günü eve döndüğümüzde eşim konuşmadı. Üç gün sessiz kaldı. Dördüncü gün birlikte ağladık. Psikolog desteği aldık. Bize önerilen birkaç seçenek vardı: çocuk sahibi olmamak, evlat edinmek, donor sperm kullanmak. Her birini haftalarca konuştuk, araştırdık, düşündük.
Sonunda donor sperm seçtik. Çünkü ikimiz de gebelik deneyimini yaşamak, emzirmek, büyümeyi izlemek istiyorduk. Aynı zamanda çocuğa genlerimin de yarısının geçmesi bizim için önemliydi. Bu kararı anonim bir forumlarda araştırdık, başka ailelerin hikayelerini okuduk. En çok duyduğum cümle şuydu: donor sperm bir sperm hücresi, baba olan eşindir.
Kıbrıs'ta bir merkez donor sperm hizmeti sunuyordu. Kataloğu inceledik. Kan grubu, eğitim, göz rengi, boy, meslek gibi bilgiler vardı. Eşime fiziksel olarak benzeyen, biyoloji eğitimi almış bir donor seçtik. Donor sağlık taraması yapılmış, HIV, Hepatit B ve C, sifiliz, genetik taşıyıcılık (kistik fibroz, talasemi, orak hücre) negatifti.
Stimülasyona başladım. On dört yumurta toplandı, on ikisi olgundu, ICSI ile donor sperm kullanıldı ve dokuz embriyo oluştu. Beşi blastosit aşamasına geldi. İki blastosit taze transfer için ayrıldı, üçü donduruldu. İlk transferde iki embriyo aktarıldı, beta hCG negatif geldi. İkinci denemede donmuş tek blastosit transfer edildi ve beta hCG 180. Şu anda yirmi dört haftalık hamileyim.
Eşim en güzel baba olacak. Gebelik süresince ultrasonlara beraber gidiyor, bebek kitaplarını o okuyor, doğum hazırlık sınıfına birlikte gidiyoruz. Donor sperm konusunda ne zaman ne söyleyeceğimizi henüz karar vermedik ama beraber, açık ve sevgiyle konuşacağız.
Azospermisi olan çiftlere şunu söylemek isterim: mikro-TESE başarı oranı her ne olursa olsun, alternatifleriniz var. Donor sperm bir geçiş kapısı değil, sağlıklı bir aile kurma yoludur. Utanmak yok, sormak var. Psikolojik destek en az tıbbi destek kadar önemli.
Donor sperm seçim sürecinde dikkat ettiğimiz noktalar: eşimin fiziksel özellikleri (boy, göz rengi, saç rengi, cilt rengi) ve kan grubu öncelikliydi. Çocuğumuzun fiziksel olarak eşime benzemesi hem eşimin psikolojik açıdan rahat etmesini sağlayacaktı hem de gelecekte sosyal çevrede soru işaretlerini azaltacaktı. Ayrıca donorun eğitim düzeyi ve mesleği bizim için önemliydi, çünkü bazı yeteneklerin kalıtımsal olduğunu düşünüyoruz. Sonunda biyoloji yüksek lisansı yapan, orta boylu, kahverengi saçlı ve koyu kahverengi gözlü bir donor seçtik.
Sağlık tarama standartları: KKTC'deki klinikler donor sperm için Avrupa standardını (EU Tissue Directive) uyguluyor. Bu HIV, Hepatit B, C, Sifiliz, CMV, Chlamydia, Gonore taraması anlamına geliyor. Genetik tarama olarak kistik fibrozis, orak hücre anemisi, talasemi, Tay-Sachs, spinal musküler atrofi, Fragile X taşıyıcılığı bakılıyor. Psikiyatrik değerlendirme ve aile öyküsü (kanser, şizofreni, diyabet gibi) de alınıyor. Donor 6 ay karantinaya alınıp tekrar test edildikten sonra kullanılıyor.
Anonim mi bilinen donor mu: KKTC'de donor sperm genelde anonim, yani donorun kimliği bizimle paylaşılmıyor. Bazı ülkelerde (İngiltere, İsveç) çocuk 18 yaşına geldiğinde donor kimliğini öğrenebiliyor (open-ID donor). Bu bizi endişelendirdi. Oğlumuz bir gün biyolojik babasını aramak isterse? Klinikle konuştuk, KKTC'de şu anda anonim ama yasalar değişebilir, belge ve donor kodları saklı tutuluyor.
Çocuğumuza nasıl anlatacağız: psikologumuzla çok konuştuk. Önerisi erken yaşta, çocuğa uygun dille anlatmaktı. "Annen ve baban seni çok istedi, ama babanın vücudu sperm yapamıyordu, bir bağışçı amca bize yardım etti, böylece sen oldun" gibi. Çocuğun kimlik krizi yaşamaması için büyümesi boyunca doğruyu bildiği bir hikaye yaşaması önemli. 3-4 yaşına kadar başlamalıyız.
Dini ve kültürel boyut: İslami olarak donor sperm tartışmalı, bazı ulema "zina" olarak değerlendiriyor, bazıları "tıbbi zorunluluk" olarak kabul ediyor. Bu konuda imamlarla konuştuk, farklı fikirler duyduk. Sonunda kararımız aile olmanın biyolojiden fazlası olduğu oldu. Eşimin çocuğa olan sevgisi, onunla geçireceği zamanın babalık tanımını belirleyeceğine inanıyoruz.