İlk düşüğüm dokuz haftada oldu. İkinci düşüğüm yine birinci trimesterde, sekizinci haftada kalp atışı duruverdi. Üçüncü düşüğüm on ikinci haftada, bir rutin ultrasonda bebeğin büyümesinin durduğu fark edildi. Üç kayıp arka arkaya geldiğinde kadın doğum doktorum 'artık tekrarlayan gebelik kaybı tanısı var, panel isteyelim' dedi. O güne kadar yapılan rutin tetkikler yetersizdi. Kapsamlı panel çerçevesinde antikardiyolipin IgG ve IgM, beta-2 glikoprotein I antikorları, lupus antikoagülanı, protein C, protein S, antitrombin III, faktör V Leiden, protrombin G20210A, MTHFR, homosistein, TSH, prolaktin ve karyotip her ikimize bakıldı. Sonuçlar on iki gün sonra geldi. Antikardiyolipin IgM antikorlarım iki ayrı ölçümde on iki hafta arayla pozitifti (30 U/ml üstünde), lupus antikoagülanı da pozitif geldi. Romatolog antifosfolipid sendromu tanısı koydu. Bu tanıyı aldığımda hem rahatlamış hem korkmuştum; sebebi öğrenmek iyiydi ama 'tedavi edilebilir mi, hep gebelik tedavisi mi gerekli, hayatımın geri kalanında tromboz riskim var mı?' soruları cevabını bekliyordu.
Kadın doğum ve romatoloji birlikte plan yaptı. Gebelikler arasında sadece düşük doz aspirin 81 mg devam etti. Bir sonraki IVF siklusumda yine aspirin embriyo transferi öncesi aktifti. Transfer gününden itibaren enoksaparin (düşük molekül ağırlıklı heparin) 40 mg subkutan günlük eklendi. Beta hCG pozitif olunca doz aynen devam etti. Her gün karnıma iğne yapıyordum; sabah saat sekizde ayarladığım alarm çaldığında mutfağa gidip buzdolabından enjektörü çıkarıp karnımın farklı bir bölgesine uygulardım. Morlukların oluşturduğu haritayı bir süre sonra hoş karşılamaya başladım, çünkü onlar gebeliğimi koruyan işaretlerdi. Ek olarak folik asit 5 mg, D vitamini, asetilsistein ve doktor gerekli gördüğünde B12 takviyesi aldım.
İlk trimester biterken hiçbir kanama yaşamadım. Sekizinci hafta kalp atışını duyduğumuzda gözlerim dolmuştu, çünkü son bebeğimi tam bu haftada kaybetmiştim. Dokuzuncu hafta kalbi güçlü atıyordu. On ikinci hafta tarama testi normal. On altıncı hafta progesteron desteğini kestik. 20. haftada bebek büyümesi %40 persentildeydi, 24. haftada %30, 28. haftada %25'e düştü. Plasental yetersizlik endişesi vardı, doppler ölçümlerinde umbilikal arter pulsatilite indeksi hafif yüksekti. Doktorum doz artışı önerdi. Enoksaparin 60 mg'a çıkarıldı, yani 0,6 ml flakona geçtim. Romatoloji konsültasyonu sonrası intravenöz immünglobulin (IVIG) seçeneği de konuşuldu ama durumumuz o kadar kritik değildi, sadece heparin dozu artışı yeterli görüldü. Sonraki haftalarda büyüme tekrar stabilize oldu, 32. haftada %35 persentile yükseldi ve bu büyük bir rahatlama sağladı.
Gebelik boyunca kanama riski açısından dişçi müdahalesi bile kontrollü yapıldı. 28. haftada rutin bir diş temizliği için heparin o sabah atlatıldı, ardından aynı gün akşam tekrar başlandı. Üçüncü trimesterde perinatoloji takibi haftalıktı. 36. haftada heparin kesildi, doğum planı sezaryen olarak belirlendi çünkü önceki kayıplarım sonrası servikal yetmezlik şüphesi de vardı ve heparin altında acil doğum riskli olurdu. 37. haftada sezaryen oldum, kızımız 2.700 gram sağlıklı doğdu. Spinal anestezi öncesi heparinsiz 24 saat geçmesi gerekliydi ve bu plan doğrultusunda yürüdük. Doğumdan sonra altı hafta daha enoksaparin 40 mg günlük devam etti, çünkü lohusalık APS'li hastada tromboz açısından en riskli dönem. Lohusalıkta bacak ağrısı yaşadığım bir gün hemen acile gittim; derin ven trombozu çıkmadı, sadece yüzeyel kas ağrısıydı. O günden sonra korkumu hafifletmeyi öğrendim.
APS tedavisi benim için sadece bir gebelik meselesi değildi. Artık yaşam boyu düşük doz aspirin kullanmam önerildi. Eğer tekrar gebelik istersem aynı protokol işletilecek. Ameliyatlardan önce heparin başlanması gerekecek. Uçuşlarda uzun süre oturmamaya dikkat edeceğim. Bu bilgiler başta ağır geldi ama zamanla rutin hale geldi.
APS olan kadınlara söylemek istiyorum; tanı ağır gelebilir ama bilinçli tedavi ile gebelik başarı oranları ciddi şekilde artıyor. Benim için aspirin+heparin kombinasyonu işe yaradı. Her APS vakası aynı değil, bazen sadece aspirin yeterli, bazen daha yoğun tedavi gerekir; üçlü pozitif APS vakalarında tedavi daha kompleks olabilir. Mutlaka bu alanda deneyimli bir ekiple çalışın; kadın doğum + romatoloji + gerekirse hematoloji. Üç kaybın acısını unutmadım ama bugün kucağımdaki küçük bana hâlâ 'umut' kelimesinin ne anlama geldiğini hatırlatıyor. Kaybettiğim üç bebeğin ismini hiç vermedim ama her yıl o tarihlere denk gelen günlerde onlara küçük bir şey yapıyorum; mum yakmak, bir çiçek dikmek, sessizce oturmak. Onlar da bu hikâyenin bir parçası.